Atatürkün kurtuluş savaşındaki savaştığı cepheler

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve Lavinia tarafından 23 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Lavinia

    Lavinia Active Member Yönetici Admin

    Katılım:
    16 Şubat 2012
    Mesajlar:
    10.155
    Sponsorlu Bağlantılar
    atatürkün kurtuluş savaşında katıldığı cepheler

    KURTULUŞ SAVAŞI
    Mondros Ateşkes Anlaşmasını takiben Yunan Ordusu İzmir'in işgaline hazırlanmakta iken, İtalyanlar 29 Nisan 1919 günü Antalya’yı, 13 Mayıs 1919 günü Kuşadası'nı işgal ederek İzmir'e de bir harp gemisi göndermişlerdi. İzmir'in İtalyanlar tarafından işgal edileceğinden korkan düşmanlar kendi desteklerinde Yunan ordusunun İzmir'e girmesini çabuklaştırdılar. Anadolu'nun birçok kent ve istasyonlarına da subaylarını gönderdiler.
    15 Mayıs 1919 günü İngiliz donanmasının desteğiyle Yunanlılar İzmir'i işgale başladılar.. Bu durum yurdun her yerinde büyük üzüntü ve tepki ile karşılandı. İlk olarak hükümetten buyruk beklemeden Ayvalık'a çıkan düşman birliğine karşı Ali Çetinkaya 172. Alayı ile karşı koydu.


    SÖKE'NİN İŞGALİ
    İtalyanlar ise 16 Mayıs 1919 günü Milas üzerinden yürüyerek 17-18 Mayıs 1919 gün Söke'ye girdiler. Italyan kumandanı LUKA, halka şöyle seslendi "Bir memleket kalben fethedilmelidir. Biz buraya Sultan emriyle geldik, sizlere yardım edeceğiz." Bu sırada İtalyan bayrağı direğe çekilirken kumandan "Bu bayrak ancak kanla iner" diyerek Sökeli Türkleri sindirmeye çalışıyordu. Bu davranış halkı çok etkiledi. Bu durum karşısında Sökeli insanlar boş durmadı ve Mustafa Kemal’den aldıkları şifre ile ulusal güçlerini kurdular. Bunlara Albay Selahattin Bey, Binbaşı Saip Bey önderlik yapti. Bu müfreze Anzavur isyanında başarı göstermişti. Komutanları ise Cafer Efe'nin kardeşi Haydar Ağa idi. Bunların arkasında silahına sarılanların sayısı gün geçtikçe çoğalıyordu.


    YUNAN İŞGALİ GENİŞLİYOR
    Yunanlılar çok geçmeden işgal ettikleri Türk topraklarında rum azınlığı korumak için yayılmaya başladılar. Birkaç gün sonra Yunan Ordusunun Aydın'a geleceği haberleri duyuldu. Artan tehlike karşısında Aydın’daki 57. tümenin 75. Alay 1 Batarya taburu önce Yeniköy ve Ovaeymir tepelerine taşındı. Sonra da tümen kumandanı Miralay Şefik Bey, Batarya taburunu Menderes köprüsü karşısındaki sırtlara geçirdi. Tümen merkezini de Çine'ye taşıdı.Telefon hatlarını emniyete aldı.


    AYDIN'IN İŞGALİ
    İzmir-Aydın demiryolu boyunca Yunan birlikleri dikkatli olarak ilerlediler. 26 Mayıs 1919 günü Germencik ve İncirliova ele gecirildi. 27 Mayıs 1919 günü düşman Aydın'a kadar sokulmuş ve Tellidede'de Topyatağı, Aydın, İzmir yolu boyunca kentin merkezine doğru ilerlemişti. Aydın ilinin işgal edildiği haberi çevreye yıldırım hiziyla yayildi. Vatanseverler çaresizlik içinde kıvranırlarken Aydın’ın yiğit efeleri Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Kara Durmuş Efe, Kozalaklı Mehmet Efe, Mesutlulu Mestan Efe, Dokuzun Hasan Hüseyin Efe ve Sancaktarın Ali Efe’nin kızanlari ile düşmana saldıracakları, Bakırköylü Teğmen Kadri Bey'in 80 kişilik kuvveti ile dağa çıktığı ve direnişe geçtiği duyuldu.


    İLK ULUSAL BİRLİK 30 MAYIS 1919
    Çine'nin Yağcılar Köyü'nde bulunan Yörük Ali Efe ve Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Yüzbaşı Ahmet, Teğmen Zekai, Yedek Teğmen Necmi ile işbirliği yaptılar. Birkaç gün içinde örgütlenerek köylerden gönüllü toplamaya başladılar. Çine'den Aksekili Hacı Abdurrahmanoğlu Mehmet, Giritli Memduh Bey, Kütahyali Recep Çavuş, Asaf Gökbel, Ramazan Onbaşı, Kuruköylü Ahmet, Çine Evcilerden İbrahim, Yağcılardan Kör Ahmet, Çolak Koca Ahmet, Kozalaklı Mehmet Efe ve Suriyeli bir er bunlara katıldı. Aydın'daki ilk ulusal güç bu idi. Aydın'dan Çine'ye doğru taşınan 175. Piyade Alayı Kumandanı Binbaşı Hacı Şükrü makinali tüfek bölüğü kumandanı Teğmen Şerafettin Beyler'di. Bunlar Çine Yanıkhan'a yerleştiler. Çine'nin güney sırtlarına da Teğmen Mahmut Bey kumandasındaki Dağ Topçu Batarya Taburu yerleşmişti. 30 Mayıs 1919 günü Tümen Kumandanı Miralay Şefik Bey Çine'ye geldi. Çalışmalar gizli tutuluyordu. 1 Haziran 1919 günü ulusal güç hazırlıklarını bitirmişti. 5 Haziran 1919 günü Milas üzerinden gelen bir İtalyan birliği Çine'ye karargah kurdu. Milli kuvvetlerin Çine'de kalmasi artık tehlikeli olabilir diye 6 Haziran'da Dalama üzerinden Armutlu köyü'ne geldiler. Yenipazar ve köylerinden de gönüllü toplayarak Donduran Köyü'ne geldiler. Yörük Ali'nin etrafinda 60 yiğit toplanmıştı.


    MALGAÇ BASKINI
    Düşman 3 Haziran 1919 günü Nazilli'ye girmişti. Düşman her girdiği bölgede yaptıkları gibi burada da zulümlere başlamıştı. Halk ise oldukça huzursuzdu. Yörük Ali Efe müfrezesinin başında 15-16 Haziran 1919 gecesi Donduran Köyü’nden hareketle Menderes ırmağı sandallarla geçip Sultanhisar'a yürüdü. Sultanhisar'in doğu kesiminde bulunan Malgaç Çayı üzerindeki demiryolu köprüsünü bekleyen Yunan birliği basılacaktı. Sabahın altısına doğru çevre kuşatıldı. Yapılan baskında Yunanlı askerlerin çoğu imha edildi, hayatta kalabilenler kaçtı. Kuvvetlerimiz hiç kayıp vermeden çekildiler.

    Yörük Ali Efe müfrezesi baskından sonra Uzunlar Köyü'ne ulaştı. Burada gelen haberle Demirci Mehmet Efe'nin Nazilli'yi bastığını öğrendiler. Yunanlılar buradan da kaçmışlardı. Nazilli'den Yunanlıların kaçması efeleri sevindirdi (21 Haziran 1919).
    Ancak Yunanlılar bu durum karşısında çileden çıkmışlar korku ve kızgınlıktan ne yapacaklarını bilemez olmuşlardı. Nazilliden giderlerken yanlarına 40 kişiyi aldılar. İsabeyli, Atça ve Sultanhisar'dan da beraberinde getirdikleri Türkleri Köşk'te toplayıp bir camiye kapattılar. Camiyi ateşe verip içeriye bomba ve kurşun yağdırdılar. Bu korkunç katliamdan hayatını kurtarabilen bir kaç insan ne yazık ki ruh sağlığını kurtaramamıştı…


    ERBEYLİ BASKINI
    Malgaç baskınından dört gün sonra 20-21 Haziran 1919 günü Erbeyli istasyonu baskını yapıldı. Muğla, Çine, Aydın çevresi halkından oluşan 70 kişilik bir Milis birliği Bakırköylü Teğmen Kadri Bey ve makinali tüfek kumandanı İzzet Bey'in çevresine toplandı. Sınırteke köyü yakınlarından başlanarak Erbeyli istasyonuna doğru sessizce ilerlediler. Erbeyli istasyonunu koruyan Yunan birliğine dört taraftan saldırdılar. İstasyonda bulunan tam mevcutlu Yunan Efsun Bölüğünün bir kısmı geceleri Erbeyli Köyü'nde oturuyordu. Milislerin köyde oturan düşman birliği hakkında bilgileri yoktu. İlk baskın bombasını Çineli 55 yaşlarında bir kahraman fırlattı. Ani olarak büyük bir baskın ve yaylım ateşi başlamıştı. Yunan Efsun birliği neye uğradığını bilemeyerek şaşkına dönmüştü. Bu mücadele sahnesi sabaha kadar surdu. Köy tarafından açılan düşman ateşi ile Milisler iki ateş arasında kalmalarına rağmen savunma savaşı vererek sabahleyin çekildiler. Milisler makinalı tüfek onbaşısı dahil, yedi şehit vermişlerdi. Çineli kahraman bombacı da ağır yaralı idi. Bu baskında Yunan bölüğü 30 ölü, 45 yaralı verdiği gibi büyük bir korkuya kapılmıştı. 22 Haziran 1919 günü düşman ölü ve yaralılarını trenle Aydın'a getirerek burada kalan Türk halka gösterdi.

    23 Haziran 1919 günü Orhaniyeli Kara Durmuş Efe 70-80 kişilik gönüllü birlikle İncirliova baskınını yaptı. Aynı günü Yunanlılar Aydın'a toplanmış olduklarından önemli bir sonuç elde edemedi. Kara Durmuş Aydın'a doğru ilerleyerek Ovaeymir Köyü'ne gelip yerleşti. Yunan ordusu durmadan İzmir'den yeni kuvvet ve silah istemekte idi.


    AYDIN’I GERİ ALMA SAVAŞI
    28 Haziran 1919 günü düşman birlikleri Menderes Köprübaşı’na saldırıya geçti. Önce Teğmen Kadri ve Denizli’li Komiser Hamdi Beylerin birlikleri düşmanı karşıladı. Gölhisar Yöresinde bulunan Yörük Ali Müfrezesi'ne ve Umurlu'daki birliklere haber gönderildi. Bu birliklerin gelmesiyle düşman birlikleri neye uğradığını şaşırdı ve geri çekilmeye başladı.

    Türk cephesi Kepez sırtları ve Ilıcabaşı'ndan başlayarak Yeniköy sırtlarına kadar ilerliyordu. Düşman üç taraftan kuşatıldı. Akşama doru da Ilıcabaşı'ndan başlayarak şehrin kenar mahallerine girildi.
    29 Haziran 1919 günü savaş erken saatlerde kızıştı. Düşman Tellidede ve Ovaeymir tepelerindeki kahramanların üzerine top ateşi açtı. Köprübaşı'na mevzilenen birliklerimiz de top atışıyla karşılık vermeye başladılar.

    Yörük Ali Efe müfrezesi Kozdibi Mahallesi'ne girmeyi başardı. Yunanlılar yüksek bina ve minarelere makinali tüfek yerleştirmişti. Özellikle Beycamii minaresinin mazgal deliğine yerleştirilen makinalı tüfek çok geniş bir alanı etkisi altına alıyor ve müfrezenin hareket etmesine imkan vermiyordu. Ateşin minareden geldiğini anlayan Yörük Ali Efe efsanevi bir atışla bu makinalıyı susturmayı başardı. Akşama doğru istasyon çevresi, Güzelhisar, Torlak, Kozdibi, Ortamahalle tamamen kurtarılarak Yunan güçleri Pınarbaşı ve Aytepe yamaçlarına doğru sürüldü. 30 Haziran 1919 günü 2 gün aralıksız süren kent savaşının sonunda Düşman Kepez sırtlarında iyice kuşatılmıştı ve Topyatağı'ndan İncirliova yönüne doğru kaçmaya başladı.
    Düşman Dedekuyusu üzerinden İncirliova'ya doğru çekildi. 33 gündür Yunan işgali altında bulunan Aydın böylece kurtarılmış oldu.


  2. Lavinia

    Lavinia Active Member Yönetici Admin

    Katılım:
    16 Şubat 2012
    Mesajlar:
    10.155
    UMURLU CEPHESİ
    Yunanlıların karşı taarruzla Aydın’ı tekrar ele geçirmelerinden sonra Çine taraflarında bulunan Ulusal Güçler Umurlu tarafından toplanmaya başladılar. 57. Tümen karargahı da Çine'den Nazilli'ye taşındı. Kısa zamanda Umurlu'da 1000 kadar vatansever ile Demirci Mehmet Efe ve Sökeli Ali Efe'nin 200 kişilik kızanları toplanmıştı.
    13 Temmuz 1919 günü çatışmalar başladı. Savaş birkaç gün sürdü. 16 Temmuz 1919 günü Ulusal Güçler Aydın’ı düşmandan almak amacı ile toplarımızın desteğinde ilerlediler. 17 Temmuz 1919 günü düşman erkenden saldırıya geçti. Üstün düşman güçleri karşısında Milisler savunma savaşları yaparak geri çekildiler. 18 Temmuz 1919 günü Umurlu'ya gelen düşman Musluca Çayı'na kadar ilerledi, çay boyunca cephe kurdu. Buna karşılık kuvvetlerimiz Köşk cephesinde toplandılar. Kuvayi Milliye Umum Kumandanı Binbaşı Hacı Şükrü, 57 Tümen Topçu Alay Komutanı Binbaşı İsmail Hakkı, Yörük Ali Efe, Üsteğmen Zekai, Gelibolulu Teğmen Kemal, Nazilli Jandarma Bölük Kumandanı Yüzbaşı Nuri (Arap Yüzbaşı), Üsteğmen Şerafettin ve İzzet Bey'ler aralarında iş bölümü yaparak iki alay kurdular, Bunlardan birisi merkezi Köşk Çiftlik Köyü olmak üzere Yüzbaşı Nuri Bey komutasında kurulan "Milli Menderes Alayı" diğeri Umurlu Çayyüzü Köyü’nde üslenen "Milli Aydın Alayı" Yörük Ali Efe'nin kızanları ile gönüllülerden oluşmuş 1000 kişilik bir kuvvet idi. Komutası Üsteğmen Zekai Bey'e verilmişti.
    Türk Birlikleri ile saldıran düşman kuvvetleri arasında meydana getirilen bu cephenin planlarını İtilaf Devletleri Mareşalı Milen hazırladı. Paris Sulh Heyeti'nin emirleri ile 4 Ağustos 1919 günü İzmir'e gelen Milen, Karargahını orada kurdu. 10 Ağustos'ta Yunan işgal orduları Başkumandanlığına, 16 Ağustos 1919'da İstanbul Osmanlı Hükümeti'ne hazırladığı planı ve görevlerini bildirdi. Birkaç gün sonra da İtalyan İşgal Kumandanlığı ile Aydın Cephesi'ne tebligatta bulundu. Milen'in düşüncesine göre; Umurlu-Musluca Çayı boyunca Menderes Irmağı'na kadar Türk-Yunan sınırı sayılıyordu. Milen hattının İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılardan oluşan birleşik bir ordu koruyacak, birleşik orduya bir general kumanda edecek, kumandan da Milen'in emrinde olacaktı.Yunan İşgal Ordusu'nun Başkumandanı, Milen planını benimseyerek bütün birliklerine duyurdu. Yeni cephe boyunca kuvvetlerinin yığılması emrini verdi.
    Aynı günlerde Kuvayi Milliye’nin icra organı haline gelen, Nazilli Heyeti Milliyesi Milen'in duyurusuna itirazda bulunarak 27 Ağustos 1919 günü asagidaki protesto telgrafını çekti:
    "Biz Yunanlıların Aydın iline tecavüzlerinden ve bilhassa icra eyledikleri mezalim ve hunharlıktan müteessir olarak Yunanlıları buradan tamamen çıkarmaya and ve misak ettik. Eğer İngiliz Kumandanlığı daha fazla kan dökülmesine mani olmak istiyorsa Yunanlıları Aydın ve havalisinden çıkarmalıdır. Aksi bir netice karşısında Kuvayi Milliyemiz bittabi mesuliyet yine Yunanlılara ait olmak üzere taarruza başlamak zorunda kalacaktır.”
    Aydın havalisinin Yunan işgalinde gördüğü vahşet olaylarını yerinde incelemek, direnme eğilimini yatıştırmak için Paris Sulh Konferansı'nca bir inceleme komisyonu kuruldu. İngiliz, Fransız, Amerikan ve İtalyan generallerden oluşan bu komisyona bir Türk, bir Yunan bilirkişisi katıldı. 9 Eylül 1919'da Aydın'a gelen heyet Aydın, Çine, Nazilli merkezlerinde çeşitli kişileri, bu arada 57. Tümen Kumandanı Şefik Bey'i dinleyerek birkaç gün içinde İstanbul'a döndü. 24 Agustos 1919 tarihinden 2 Ekim 1919 tarihine kadar 46 oturum yapan ve 175 şahit dinleyen komisyon yayınladığı raporda, Yunan vahşetini haklı çıkarmaya çalışmıştır. General Milen, Ulusal Milis Kuvvetleri'nin dağıtılmasını istiyordu.. Bu baskılara rağmen Aydın cephesi bir avuç Türk vatansever tarafından kahramanca savunuluyordu.
    Bütün hazırlığını tamamlayan düşman 22 Haziran 1920 günü Milen çizgisini geçerek genel bir saldırıya başladı. Düşman, Nazilli, Kuyucak ve Sarayköy Menderes Köprüsü'ne kadar işgal ederek, Alaşehir üzerinden Afyon'a doğru ilerleyen öbür birlikleri ile Buldan ve Güney çevrelerinde birleşti. Aydın toprakları üzerinden yapılan bu ileri hareket 9 Agustos 1920'de durdu. Bir yıl sonra Temmuz 1921'de düşmanın "Ankara Seferi" adını verdiği taarruzla da Afyon'a dek Ege Bölgesi işgal edildi.
    Aydın ili topraklari Ortaklar-Gümüşyeniköy'den itibaren Menderes Nehri'nin kuzeyi boyunca Burhaniye’ye(Şimdiki Buharkent) dek bu işgalin altında idi. Buradaki Aydınlılar göç halinde Denizli, Dinar,Antalya, Konya, Çine, Mugla gibi şehirlere gittiler.
    26 Agustos 1922'de baslayan Büyük Taarruz ile düşman büyük bozguna uğradı. Aydın’ı boşaltan düşman kaçarken de birçok yeri yakıp yıktı, yağmaladı.
    Ulusal Kurtuluş Savaşımızın kahramanı Şanlı Türk Ordusu düşmanın harabeye çevirdiği ilimiz topraklarına 5 Eylül 1922 günü girdi. Aynı gün Kuyucak, Nazilli, 6 Eylül 1922'de Söke, 7 Eylül 1922'de Aydın şehrini kurtardı.

    ATATÜRK AYDIN’DA
    Efeleri bağımsızlık ve yiğitlik sembolü olarak gören Ulusal Savaşımızın Büyük Önderi Atatürk, Aydın yöresinin Kuvayı Milliye örgütleri ile ilk ilişkiyi 28 Mayıs 1919'da kurmuş, onların çalışmalarına yön vermiştir.
    Atatürk Cumhuriyet kurulduktan sonra 3 Şubat 1924' te Aydın’ı 4 Şubat 1924' te Kuşadası ve Söke' yi sonra da 9 Şubat 1924' te Nazilli, Umurlu ve Germencik’i ziyaret etmiştir.

    KUVAY-I MİLLİYE
    Kuvay-i Milliye, Yunanlıların İzmir'i işgal etmeleri ve Anadolu'da ilerlemeleri üzerine kurulan ve düşmana karşı savaşan kuruluşlardı. Kuvay-i Milliye birlikleri, düzenli ordu kurulana dek, Kurtuluş Savaşında çete ve silahlı savunma kuruluşları olarak büyük yararlılıklar gösterdi. Kuvay-i Milliye adı, önceleri İzmir bölgesinde bulunan ve silahlı direnişçilere verildiği halde sonraları bütün milli hareketi kapsayacak şekilde kullanıldı.
    Kuvay-ı Milliye işgalcilere karşı halkın tepkisi sonucu kurulmuştu. Kuvay-i Milliyenin amacı hiçbir devletin ve milletin egemenliğini kabul etmeyen, milletin kendi bayrağı altında özgür ve bağımsız yaşamasıydı. Bölgesel mahiyeti yanı sıra sivil bir yönetim altında savaşan kişilerden oluşuyordu. İzmir Bölgesinin efeleri, güneydoğu bölgesinin çeteleri Kuvay-i Milliyeciler idi. Milli mücadelenin başında milletçe bir direnme hareketi olarak ortaya çıkmış olan bu bölgesel kuruluşlar, daha sonra TBMM'nin kurulması ile birleştirilmiş ve I. İnönü Savaşı sırasında da bütünü ile birlikte düzenli orduya dönüşmüştür.

    CEPHELER
    DOĞU CEPHESİ
    Ermeni Devleti, Rusya'da Çarlık sisteminin yıkılıp yerine Sosyalist bir devlet kurulması üzerine 1918'de ortaya çıktı. Taşnak Partisi tarafından idare ediliyordu. Ermeniler, sınırlarımıza saldırıyor, Müslüman halka aşırı zulüm, haksızlık ve katliam yapıyordu. Bunun üzerine, TBMM Ermenilere karşı askeri harekete geçilmesine karar verdi.
    Türkiye Büyük Millet Meclisi, İcra Heyeti'ne (Bakanlar Kuruluna) mütareke hükümlerine uyularak boşaltılan, "Elviye-i Selâse" (doğuda bulunan 3 ilimiz) Kars, Artvin ve Ardahan'ın tekrar geri alınması için gereğinin yapılması yolunda ayrıca yetki vermişti. Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa 30 Mayıs ve 4 Haziran 1920 tarihinde Doğu'daki durum hakkında hükümete rapor verdi. Bu raporda; "Ermenilerin ilk fırsatta Erzurum'u dahi ellerine geçirmek için teşebbüslerde bulunacakları, Ermeni ordusuna karşı hâkim ve müsait bir vaziyet almanın zorunluluğu, Brest Litovsk ve Batum Antlaşması ile Türkiye'ye bırakılan Elviye-i Selâse'yi işgal etmek üzere harekete geçmenin gerekliliği" açıklanmış ve hükümetçe de bu durum uygun görülmüştü.
    Taarruz için 7 Haziran'da emir verildi. Ancak, Sovyet Dışişleri Bakanının Ermenistan, İran ve Türkiye sınırlarının belirlenmesinde, Rus Sovyet Hükümeti'nin arabuluculuğu ile meselenin siyasi yollardan halledilmesinin mümkün olduğunu bildirmesi üzerine, ordunun taarruzu geciktirilmişti.
    Bu arada Ermenilerin, Türk topraklarına ve halkına karşı tecavüzü, Oltu'yu işgal etmeleri ve Gürcülerin de 25 Temmuz'da Artvin'i almaları üzerine, 28 Eylül 1920'de ordumuz taarruza geçti. 29 Eylül'de Sarıkamış, 30 Ekim'de Kars (15. Kolordu Kafkas Tümeni Komutanı Albay Halit Bey (Karsıalan) yönetiminde), 7 Kasım'da Gümrü geri alındı. Kesin barış antlaşması 2-3 Aralık gecesi imzalandı. Gümrü Barış Antlaşması, TBMM Hükümetinin imzaladığı ilk antlaşmaydı ve Misak-ı Milli'nin Doğu sınırlarını da kısmen belirliyordu

  3. Lavinia

    Lavinia Active Member Yönetici Admin

    Katılım:
    16 Şubat 2012
    Mesajlar:
    10.155
    TRAKYA CEPHESİ.
    Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra; Edirne-İstanbul demiryolunu kontrol etmek üzere bir Fransız alayı Trakya'ya yerleşmiş bulunuyordu. Fransız Generali Franchet D'Esperey ile Yunanistan Başbakanı Venizelos arasında imzalanan antlaşma ile Kuleliburgaz-Hadımköy hattı Yunan Ordusunun işgaline terk edilmişti.
    Bu gelişmeler karşısında, I. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Eğilmez Paşa, Mustafa Kemal Paşa'nın 9 Ocak 1920 tarih ve 55 sayılı emrine uyarak bütün Edirne vilayetinde sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti. Diğer taraftan Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi, 31 Mart 1920'de Lüleburgaz'da yaptığı ilk kongresinde dış tecavüzler ve iç ayaklanmalar karşısında her türlü tedbir alma yetkisini kolordu komutanına ve merkez heyetine vermeyi kararlaştırdı.
    San Remo Konferansı'nda, İtilaf Devletleri Edirne ile birlikte Doğu Trakya'yı da Yunanistan'a bırakmayı kararlaştırdılar.
    9 Mayıs 1920'de Edirne'de toplanan Trakya Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi, 2'nci kongresinde Edirne ve Doğu Trakya'nın Yunanistan'a bırakılmasını kesinlikle reddetti ve ülke topraklarının savunulmasını kararlaştırdı. Bu amaçla, yerli halktan asker toplamayı ve silahlı savunma tedbirleri almayı kararlaştırdı. Ayrıca, Cemiyet programını değiştirmekle birlikte ismini de Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti haline getirerek, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin şubesi olmuştu.
    Sevr Antlaşması'nın imzalanmasını kolaylaştırmak, Osmanlı İmparatorluğu'na fiilen olduğu kadar hukuken de son vermek amacı ile İtilaf Devletlerinin de teşviki ile Yunan Ordusu bir taraftan Anadolu'da bir taraftan da Trakya'da harekete geçti. 20 Temmuz 1920'de başlayan Yunan Taarruzu sonunda Edirne 24 Temmuz 1920'de düştü. Sevr Antlaşmasının imzalanmasını takip eden günlerde Yunan Hükümeti kendi meclislerinden geçirdikleri bir kanunla Doğu ve Batı Trakya'yı bir genel valilik halinde Yunanistan'a kattığını ilan etti. Yunanlılar tarafından Edirne ve Doğu Trakya'nın ilhakına rağmen, Trakya'da işgale karşı silahlı mücadele devam etmiştir.
    Anadolu'da kazanılan büyük zafer ve orduların Boğazları geçerek Trakya'yı kurtarmak için harekete geçmeleri kararı karşısında, Boğazlarda bulunan İtilaf Devletleri ateşkes anlayışı içinde olmuşlardır. 15 Ekim 1922'de yürürlüğe giren Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Doğu Trakya, Yunan kuvvetleri tarafından boşaltıldı. 25 Kasım 1922'de Edirne Valiliğine tayin edilen Şakir Bey (Kesebir), Türk yönetimini yeniden kurmuştur. Lozan Konferansı sonunda, Yunanlıların Anadolu'da yakıp yıktıklarına karşılık, savaş tazimanatı olarak Karaağaç ve Bosnaköy Köprübaşlarının da Anavatana katılması kararlaştırılmıştır

    GÜNEY CEPHESİ.
    Mondros Ateşkes Antlaşması'nın, İtilaf Devletleri tarafından tek taraflı, haksız ve yanlış bir şekilde uygulanışı çerçevesinde Güney Anadolu'nun işgali, bu bölgede milli mücadele cephelerinin kurulmasına ve düşman saldırısına karşı direnmeye sebep olmuştu.
    Fransızların Adana'yı, İngilizlerin ve Fransızların beraberce Urfa, Maraş ve Antep'i işgal etmeleri halk arasında korku, nefret ve endişe oluşturmuştu. Fransızların, Ermenilerle işbirliği yaparak sömürge yönetimi usullerini burada uygulamaları, yer yer bölgesel savunma tertiplerinin alınmasına ve milli kuvvetlerin kurulup teşkilatlanmasına etken oldu.

    URFA CEPHESİ
    Diğer Güney illeri gibi, Urfa'da önce İngilizlerin sonra da 30 Ekim 1919'da Fransızların işgaline maruz kaldı. Fransızlar, Urfa'da da Ermenilerle işbirliği yaparak, Urfalıların can ve mal güvenliklerini ihlal ettiler. Fransız işgaline karşı 9-10 Şubat 1920 tarihinde yapılan, Urfa ve Havalisi Kuvayı Milliye Komutanı "Namık" takma adlı Yzb.Ali Saip Bey (Ursavaş)'in komutasındaki 3000 kişilik, baskınla Urfa kısmen kurtarıldı. Karargah binasındaki Fransız bayrağı yerine Türk bayrağı çekildi. Uzun ve çetin mücadeleler sonucu, Fransız askeri birlikleri, 11 Nisan 1920 günü Urfa'yı boşalttı. Urfa da tek başına istilacı bir devlete karşı savaşmış ve zafer kazanmıştır. Böylece, Şanlıurfa olmuştur.

    ANTEP CEPHESİ
    Önce İngilizler, sonra Fransızlar tarafından, Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine aykırı olarak işgal edilen Antep, yabancı işgaline boyun eğmedi ve direndi. Fransızlar, Antep'te bir Ermeni fırkası kurarak, yerli Ermeni azınlığı ile birlikte Anteplileri sindirmeye çalıştı. Halkı korku ve endişeye sürüklediler. Annesini saldırıya karşı savunmaya çalışan 12 yaşındaki bir çocuğu (Şehit Kamil) öldürdüler. Bütün bunların üzerine Antepliler de teşkilatlandı. Kılıç Ali Bey komutasındaki Kuvay-ı Milliye birlikleri de başarılı direnişler ve mücadelelerde bulundu. Antep, önce 3 ve 18 Şubat 1920 tarihlerinde ilerleyen iki Fransız taburuna karşı direndi. Daha sonra, Mart 1920 sonunda takviyeli Fransız birliklerine karşı çetin bir güç ve azimle savaştı. Fransız birliklerine karşı kahramanca savaşan ve milli bir sembol olan Şahin takma adıyla Teğmen Sait Bey'in şehit düşmesi, Fransızlara karşı direnişi daha çok artırdı. 1 Nisan 1920'de de bütün şehir Fransızlara karşı ayaklandı. 10 ay 9 gün düşmana karşı en kötü imkanlarla yiğitçe ve mertçe savaşan Antep, 9 Şubat 1921 de teslim olmakla beraber, Türk tarihine kahramanlar diyarı olarak "Gazi" ünvanını alarak geçti. Gaziantep, 6000 evladını savaşarak şehit verdikten, binlerce yaralı ve sakat bıraktıktan sonra, sırf açlık yüzünden (ekmek yerine acı zerdali çekirdeğini yiyerek) kapılarını düşmana açmak zorunda kaldı.

    MARAŞ CEPHESİ
    Çukurova, Antep ve Urfa'yı işgal ettikleri gibi, Maraş'ı da ele geçiren Fransızlar, burada da Ermenilerle işbirliği yaptılar. Tarihi Maraş Kalesine Türk bayrağı yerine Fransız bayrağının asılması, Maraşlıları harekete geçirdi ve olay milli onuru zedeleyici bir durum olarak değerlendirilmişti. Fransız işgaline karşı, bir camide vazeden "Sütçü İmam" Şeyh Ali Sezai (Kurtaran) Efendi, halka "Kalelerinde hür bayrağı dalgalanmayan, esir bir memlekette, Cuma namazı kılınmaz" diyerek Maraşlıları coşturdu. Maraş, çocuğu, genci, ihtiyarı, erkeği ve kadını ile beraber tarihi kaleye yönelerek, Fransız bayrağını indirip, yerine Türk bayrağını çekmiştir. Fransızlara karşı yapılan kanlı mücadele, 11 Şubat 1920'de Fransızların bozguna uğramaları ve Maraş'tan çekilmeleri ile son buldu. Maraşlıların, gösterdikleri kahramanlık, şehrin adının da Kahramanmaraş olarak değişikliğini gerekli kılmıştır. Ayrıca Maraş şehri TBMM hükümetince İstiklal Madalyası ve Beratına layık görüldü

    ÇUKUROVA CEPHESİ
    Kilikya adı ile andıkları Çukurova'yı sömürge haline getirmek için Fransızların çabaları, daha ilk işgal anından itibaren Çukurovalıların protestosu ile karşılanmıştır. "Feryatname" adlı vesika ile kamuoyuna duyurulmuştu. Fransız idarecilerinin, Ermeni komitecilerine alet olması, hatta Fransız Valisi Bremond'dan cesaret almaları ve teşvik görmeleri Ermeni Fedailerini yağmacılık ve katliama da yönlendirmişti. Fransız ve Ermenilerin insanlık dışı hareketleri, milli kuvvetleri teşkilat kurarak, çete savaşı yolu ile karşı koymaya yöneltti. Aralarında Zamir Damir Arıkoğlu'nun da bulunduğu Çukurovalılar Toroslarda ve Çukurova'da yer yer direnişler, yiğitçe çarpışmalar yaptılar. I.Kavaklıhan, Aflak, II.Kavaklıhan, Yarbaşı, Hinnepli, Taşçı, Mercin Büyük Fadıl savaşları ve Kar Boğazı Baskını Fransızları yirmi günlük ateşkes Antlaşmasına ve daha sonra da Ankara Antlaşması'nı imzalamaya zorladı. Antlaşmanın imzalanması Çukurova'nın kurtuluşunu sağladı

Sayfayı Paylaş