Atatürkün Planlı ve Düzenli Çalışmalarına Örnekler

Konusu 'Araştırma' forumundadır ve Nehir tarafından 24 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. Nehir

    Nehir

    Katılım:
    9 Ocak 2013
    Mesajlar:
    6.559
    Atatürkün Planlı Çalışmalarından Örnekler

    Atatürk’ün Planlı Oluşuna Örnek
    Atatürk’ün kişiye özel özelliklerinden planlı oluşunun Kurtuluş Savaşı’na tesiri ( Anı niteliğinde bilgi )
    Mustafa Kemal , Kurtuluş Savaşı’nı başlatmaya hüküm verdiğinde bu mücadelenin her aşamasını bir plan dahilinde gerçekleştirmiştir . Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından bir sonra İstanbul’a gelen Mustafa Kemal , vatanın ve halkın bağımsızlığının tekrardan halkın azim ve direnişi ile sağlanacağını düşünüyordu . Bundan Sonra bir biçimde Anadolu’ya geçmeli ve milleti organize bir direniş amaçlı bir bir vücut haline getirmeliydi .
    1919 yılı başlarında , Türklerin pontusçulara karşı yapmış oldukları direniş hareketlerinden rahatsız olmaya başlayan İngilizler , bu hali Osmanlı Hükümeti’nasılttiler . Damat Ferit Paşa , Sadrazam olduktan bir sonra bu arızanın çözümü amaçlı farklı yol aramaya başladı . 9 . Asker Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal , vazife bölgesindeki silah ve cephaneleri toplamak , halka silah dağıtılmasını engellemek ve bunu yapanları saptama etmek ve sonuçta iç huzuru sağlamak üzere Samsun’a gönderildi . Bu Şekilde Mustafa Kemal , İstanbul’dan uzaklaştırılmış olacak ve işgalcilerin her talebini mahaline getiren hükümet adamları da rahatlayacaktı . Halbuki Mustafa Kemal istediğini ele geçirmiş ve bu fırsat ile Anadolu’ya geçmenin yolunu bulmuştu . Teklifi onay eden Mustafa Kemal , birçok genişçe yetkilerle donatılmış olarak 16 Mayıs 1919′da yanındaki 18 arkadaşı ile beraber Samsun’a davranış etti .
    Mustafa Kemal , 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıktı . Mustafa Kemal , Osmanlı Hükümeti açısından kendisine verilen görevin tam aksine , halkı padişaha ve işgal kuvvetlerine karşı örgütlemek ve milli direniş hareketini bir an evvel başlatmanın hesapları içinde davranış etmeye başladı . Bir Önce bir durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal , Samsun’daki durumun iç açıcı olmadığı görünce oradan Havza’ya geçerek çalışmalarına burada devamı etti .
    Planlı bir biçimde Samsun’a gelen Mustafa Kemal bundan sonraki süreçte , bütün askeri yetkilerinden istifa edecek , Milli kongreler ile Türk Milletini Kurtuluş Savaşı amaçlı örgütleyecek , yapılan savaşlarda Türk ordusunu zaferden zafere koşturarak ve sonuçta bütün işgal kuvvetlerinin yurttan atılmasını sağlayacaktır . Atatürk , 3 yıl süren kurtuluş mücadelesinin her anında en ince hesapları yaparak planlı bir direniş hareketinin baş mimarı olmuştur .
    Kurtuluş Savaşı’nın başlamasından bitişine civarında Atatürk’ün yer aldığı cephelerde kudretli zekasını , ileri görüşlü oluşunu , kudretli yöneticilik kabiliyetini planlı çalışması ile birleştirerek , ne biçimde büyük bir zafere imzasını attığını açıkça görmekteyiz .
    Atatürk’ün Geleceği Planlamasına Örnek
    Atatürk , okul yıllarından bu yana ülke sorunlarına alaka duymuştur . O , keskin zekâsıyla ülke ve dünyadaki değişmelerin toplumlarının geleceğini ne şekilde etkileyeceğini , toplumların nelere hamile olacağını sezmiştir . Bu seziş , onun geleceğe göre planlarını oluşturmasını sağlamıştır . Onun sezgilerine dayanan planlar o günün koşullarında , birden çok birey açısından gerçekleşmesi olası olmayan hayaller olarak değerlendirilse de o , ufkun ötesine uzanan yolculuğundan hiçbir zaman geride hamle atmamıştır . Bu yolculuk sonucu , modern Türkiye , ülkü olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşmüştür . Atatürk’ün başarıları ve gerçekleşen geleceğe göre öngörülerinin hiçbirisi tesadüflerin sonucu olmamıştır . Onun yaptığı her şeyi eskiden plânladığını göstermesi durumundan aşağıdaki anekdot farklı bir örnektir:
    Mustafa Kemal’in Harp Akademisinde öğrenimini tamamladığı günler… Dostlar halkası yavaş yavaş genişlerken Lütfi Müfit ( Özdeş ) , Cafer Tayyar ( Kanatlı ) , Ali Fuat ( Cebesoy ) , babası Fazıl Paşa , Zeyrekli Kazım ( Karabekir ) bu özel kadroya alınırlar . İlk kez mahrem , el yazması bir dergi çıkarır genç Akademili . Mahrem konferanslar da devamı eder . Padişahı eleştirip mühim yetkili yöneticiler takımını didik didik ufalarlar .
    Yukarıda adını saydığım gençler , ek olarak da adını duymadıklarımız , olayların içine bu şekilde böyle girerler . Kimi kıyısından , kimi köşesinden… Kadro giderek büyür . Ama Zübeyde Hanım korkular içindedir . Oğlunun nelerle uğraştığını kavrayamaz , bağlayamaz , ” Mustafa’m , sen neler yapıyorsun? ” sorusu yanıtsız kalır hep… Ya da ” Sen merak etme , güzel birşeyler yapıyoruz . ” buna benzer yanıtlarla geçiştirilir . ” Mustafa’m , yoksa sen yedi evliya gücündeki padişahımıza mı karşısın? ” buna benzer sorulara ise ” Çakır oğlu ” , yanlızca gülerek yanaklarından öperek , sarılarak cevap veriyor annesine…
    Şimdi bu gençlerin anında hepsi benzer okullarda okudular . Benzer koşullarda veya yakın büyüdüler . Yıllardır benzer konuları konuşuyor , paylaşıyor , tartışıyorlar . Ama tekrardan de Zübeyde Hanım’ın sorularıyla benzer anlama gelen sorular var onların da içerisinde , bazen dayanamayıp açıkladıkları! . .
    Neler söylüyor bu genç adam arkadaşlarına?
    - ” Padişahlık yıkılmalıdır , yıkılacaktır ” , diyor .
    - ” Asker tekrar kurulmalıdır ” , diyor .
    - ” Balkan ordularının birleşmesi bizim için tehlikelidir ” , diyor .
    - ” Yeni bir yönetim biçimi , yeni bir asker , yeni bir topluluk ” , diyor .
    Bunlar onun emelleri . Ama onun emellerine , arkadaşlarının hayalleri dahi ulaşamamıştır anlaşılan . Bu Fatih’in yakınlarına söylediği bir gerçekti zamanında . Biri doruklara yükselirken öbürleri yamaçlarda çabalıyordu .
    Bir akşam Selanik’te , Beyaz Kule Gazinosu’nda , bu emeller doğrultusunda heyecanlı tasarımlar açıklanırken coşkusunu saklayamayan genç Mustafa , bir arkadaşına , ” Seni Harbiye Nazırı yapacağım , seni de Hariciye Nazırı… ” diye belirtti . Bu Şekilde mevki ve makam dağıtmaya başlayınca bunun güzel bir şaka olduğunu sanan biri , bu şakaya cevap vererek ” Peki bizi bu makamlara getirebilmek için sen ne olacaksın? Yoksa padişah mı? ” diye sorunca o , ciddiyetle ve kahkahalarla ” Yoo , hayır! Ondan da mühim . ” yanıtını verdi . Bu olmayacak duaya , şakayla cevap amin diyenler , ürküp susanlar oldu Ama o akşam ciddiye almadıkları bir gerçek! Çok da haksız sayılmazlar . Ama benim anlayamadığım , günün birinde , o neşeli akşam sofralarında , arkadaşlarına verdiği bu cüretli sözlerin anında hepsi bir bir gerçekleşmeye başlayınca benzer arkadaşlar acaba ne sebeple bozuluyorlar , şaşırıyorlar , öfkeleniyorlar ve korkuyorlardı?
    O , bu yakın dostlarına hiç yalan söylememiş ki… Her şey orta işte!
    Kaynak: Nezihe Araz , Mustafa Kemal’in Ankara’sı , İstanbul , 1994 , sayfa: 77 – 78